Eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Türkiye’nin gündeminden düşmeyen Gülistan Doku soruşturmasında tutuklanan eski Tunceli Valisi Tuncay Sonel’i koruduğu yönündeki iddialara yanıt verdi. Soylu, 2028 yılından sonra siyaseti bırakacağını belirterek, “Elinde bilgisi olan, belgesi olan, ortaya koymayan namerttir” dedi.
Tunceli’de 5 Ocak 2020’den bu yana kayıp olan Munzur Üniversitesi Çocuk Gelişimi Bölümü 2. sınıf öğrencisi Gülistan Doku soruşturması kapsamında eski Tunceli Valisi Tuncay Sonel’in de aralarında bulunduğu 12 kişi tutuklanırken, dönemin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun Sonel’i koruduğu iddiası kamuoyunda geniş yankı uyandırmıştı.
Soruşturma devam ederken Süleyman Soylu, tv100’de yayınlanan programa telefonla bağlanarak hakkındaki iddialara yanıt verdi.
Soylu, şunları söyledi: “Asıl mağdur benim. Ben midemde karnımda hiçbir şey saklamayan bir insanım. Hepimizin incindiği herkesin çözülmesi için dua ettiği, Gülistan kızımızın başına bu hadise hepimizi derinden yaralamıştır. Olay olduktan bir zaman sonra zannediyorum 2 gün sonra, intihar mektubu bulunduktan ve kayıp ihbarının ardından, kaybolduğu belirlenen yerde kendisine ait eşyalar bulunduktan sonra savcılık burada bir araştırma yapılması lazım dedi ve buraya biz arkadaşlarımızı gönderdik. Orada ilk önce 180 gün bir araştırma yapıldı.
İlk kez Zaynal Abakarov’un ifadesi ayın 6’sında alınıyor ardından serbest bırakılıyor, ardından tekrar savcılık tarafından alınıyor ve yeniden serbest bırakılıyor. Zaynal Abakarov ayın 9’unda yurt dışına çıkıyor. Aile bize diyor ki ‘bu şüpheli yurt dışına çıktı, biz bunun doğru olmadığını düşünüyoruz, burada bir gariplik var, geri getirin’ dedi. Konu bana gelince bir tek şüpheli var ve onun da yurt dışında olduğunu anlayınca tedirgin oldum devlet töhmet altında kalacak diye. Derhal gerekli telefonları ettim ve hemen Abakarov’un bulunması için talimat verdim.
Dedim ki eğer gelmezse babası polis memuru ihraç ederim, annesi de Dağıstanlı geri gönderme merkezine alırım ve bunun da hesabını sorarım. Ve neticede aileye ulaştılar ve ‘gelmesi lazım’ dediler. Ailenin söylediği ‘Evet doğru ama burada bize husumet oluşabilir bizi başka bir yere getir.’ Gelsin ve devlet töhmet altından kurtulsun soruşturma devam etsin, nereye gitmek isterse oraya götürürüz dedim. Gelsin, gözetim altında olacak nerede olursa olsun dedim. Abakarov gelir gelmez yurt dışı çıkış yasağı koyulması yönünde (OHAL yetkisi dahilinde) arkadaşlarıma talimat verdim. Babaya da yurt dışı çıkış yasağı koyduk.
Bu olaylar olurken Elazığ depremi oldu ve Elazığ’daydık ve defalarca kez görüştüm aileyle burada da. İlk kez özel bir ekip kurduk İçişleri Bakanlığı bünyesinde. İlki Adil Öksüz’le ilgili özel bir ekip kurduk, ikincisi Rabia Naz ile ilgili, üçüncüsü ise Gülistan Doku kardeşimiz ile ilgili bir özel ekip kurduk. Ekipler çalıştıktan sonra bize bir rapor getirdiler. Yaklaşık 212 kişinin bilgisine başvuruldu. Bütün kayıtlara bakıldı ve görüldü ki Zaynal Abakarov’un telefon imajları alınmamış. Özel ekip tespit ettiklerini konuyla ilgili savcılığa bildirdi. Neticede bir yurt dışı çıkış yasağını hakim gerekli görürse koyar görmezse koymaz. Ben hakimin takdirini sorgulayamam.
Soruşturmayı savcı devam ettirirken Gülistan Doku’nun ablası basına bir demeç verdi. ‘Soylu’ya ulaştım ve barajın aranmayacak olması bizi üzüyor’ dedi ve yanıma gelip aramaların devam etmesi gerektiğini söylediler. Barajın tam boşaltılıp boşaltılamayacağını öğrendim bunun çok sağlıklı olmadığını söylediler. Yarım seviye boşaltılması yönünde en azından temaslar kurdum. 261 gün orada çalışma yapıldı. Netice itibarıyla yarım seviye boşaltıldı olmadı tam seviyenin dibine kadar boşalttık barajı. Diyelim ki orada bir ihmal var başka bir şey var, hepsi sorgulanmalıdır. Bu konu o gün karartılmışsa böyle bir ihtimal varsa bunun hesabını sormak Gülistan kardeşimiz kadar bizim de en büyük hakkımızdır.
Bugün de yapılanların sonuna kadar arkasındayız, ucu nereye giderse gitsin alnımız açık… Sanki suçluymuş gibi bir ideolojik olarak davranışlar yakışmaz. Türkiye’de faili meçhulleri AK Parti bitirmiştir. Hele 15 Temmuz’dan sonra devlet FETÖ’den arındıktan sonra 2021-2022-2023-2024-2025’te Türkiye’de polis bölgesinde bir tane faili meçhul yoktur. Dünyada bir tane örneği yoktur, gösterin kellemi keseceğim. Türkiye’de ortalama 2010-2016 arası 25-26 faili meçhul vardır. Siyasi faili meçhuller değil bunlar. 2017 yılında 21, 2018’de 8, 2019 yılı 4, 2020 yılı 3, 2021 yılı 0… Türkiye’de ortalama yıllık bin 800 ile 2 bin 200 arası cinayet olur. Bunun anlamı şudur iktidarımızdaki 23 yıl boyunca 45-46 bin cinayet anlamına gelir bu. Faili meçhul sayısı kaç 638! Yüzde 1,5’a denk gelir. Almanya’da bu oran yüzde 10, İngiltere’de 5 puan yüksek, Amerika’da yüzde 50!
Şu anda yapılması gereken tek bir şey var. Meseleyi siyasallaştırmadan meselenin aydınlatabilmesi için soruşturmanın yakından takip edilmesidir. Ben oraya bir milletvekili olarak gidiyorum. Ben oraya Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı dinlemek için gidiyorum. Çok Meclis müdavimi değilim. Dönemin bitmesini bekliyorum. Siyaseti bırakıyorum sonra, siyaseti zihnimde bıraktım zaten. Davamı bırakır mıyım peki? Bırakmam.
Peki bir gazetecinin gelip bir günlük meselede, grup toplantısı içinde bana bir soru sorması ve benim o soruya cevap vermem Tayyip Erdoğan’ın gündemini ve kürsüsünü işgal hareketi olmaz mı? İşgal hareketi olur. Ben böyle düşünüyorum. Ben orada hiçbir şekilde cevap vermem. Dışarı çıkarız, orada yanıma gelir, başımın üzerinde yeri var. Sanki biri fotoğraf çekmek için geliyor. Yanımdaki arkadaşımı dürttüm: ‘Üstünü düzelt, arkadaşların fotoğraflarında bizde yanlış çıkmayalım’. Baktım geldi, Gülistan Doku ile ilgili soru sormaya başladı. Bu böyle mi olur, onun mesleğine saygıysa benim de mesleğime saygı. Grup başkanıyla bir izin alınmıştır orada konuşurlar ama ben konuşmam. Ben bir milletvekiliyim bana bir soru sorulduğunda cevap verirsem Cumhurbaşkanının konuşmasını manipüle etmiş olurum. Kamerayı doğrultunca izin aldın mı diye sordum. Bu doğru bir şey değil. Televizyonun genel yayın yönetmenini de aradım. Durumu izah ettim.
2028’den sonra bana bir kişi 1 gün siyaset yaptıramaz. Elinde bilgisi olan, belgesi olan, ortaya koymayan namerttir. Bundan sonra muradım şudur. Geldik memleketimize ülkemize hizmet ettik. Hiç kimseye kızgın değilim. Ülkem için gerekli görevleri yaptığıma inanıyorum şimdiye kadar. Arkadaşlarım bana soru sorarlarsa bir konuda bilgimi tecrübemi aktarırım. Ben 2028 itibarıyla meselemi tamamladım. Kimseye kırgınlığım yok tam tersi minnetim ve şükranım var.
Rabia Naz’ın babasıyla defalarca sayılarını hesaplayamayacağım kadar konuştum. Bir baba düşünün çocuğunu kaybetmiş. Biz orada hiçbir şey bulamadık. Ama en ufak bir ihtimal varsa gereken yapılmalıdır. Olayın çözülebilmesi için ne gerekiyorsa yapılmalıdır. Ailenin kafasında en ufak bir soru işareti kalmamalıdır. Rojin Kabaiş konusunda da… Her ne yapılması gerekiyorsa Adalet Bakanımız da büyük bir çaba sarf ediyor, bizler de destekçisi olacağız.”
Tunceli’de okuyan üniversite öğrencisi kızları Gülistan Doku’dan (21) 5 Ocak 2020’den itibaren haber alamayan ailesi, memleketleri Diyarbakır’dan Tunceli’ye gelerek 6 Ocak 2020’de emniyete kayıp başvurusunda bulunmuş, başlatılan arama çalışmalarından sonuç elde edilememişti.
Ulaşılan yeni bilgiler doğrultusunda Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığınca “kasten öldürme”, “cinsel saldırı”, “suç delillerinin gizlenmesi-yok edilmesi”, “bilişim sistemine hukuka aykırı olarak girmek suretiyle verileri yok etme-bozma”, “kişiyi hürriyetinden yoksun kılma”, “suçu bildirmeme” ve “suçluyu kayırma” suçlarından yürütülen soruşturma kapsamında, aralarında dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel’in de bulunduğu 15 şüpheli gözaltına alınmıştı.
Şüphelilerden Tuncay Sonel ile oğlu Mustafa Türkay Sonel, Doku’nun SIM kartındaki verileri sildiği iddia edilen eski polis Gökhan Ertok, hastane kayıtlarını sildiği iddia edilen dönemin Tunceli Devlet Hastanesi Başhekimi Çağdaş Özdemir, eski Tunceli İl Özel İdaresi çalışanı Erdoğan Elaldı, Celal Altaş, Nurşen Arıkan, Ferhat Hanedan Güven, Doku’nun erkek arkadaşı Zeinal Abakarov, annesi Cemile Yücer ve eski polis olan üvey babası Engin Yücer ile Tuncay Sonel’in o dönem koruma polisliğini yapan Şükrü Eroğlu tutuklanmış, Uğurcan A. ile Munzur Üniversitesinin güvenlik kameralarından sorumlu Savaş G. ve Süleyman Ö. haklarında yurt dışına çıkış yasağı kararı verilerek adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı.